<$BlogMetaData$>



Dilden dile uzak olan, gönülden gönüle yakın olur... >

 

 

Kategorilerim
 
Son Yazılarım
  • <%RecentEntryTitle%>
 
 
 
 
Arkadaşlarım
 
 
 

30/12/2007

İyi Seneler

h1

 

 

gunbatimi resimleri

 

 

Ay gecenin dona çalan soğuğunun ardından ılık bir tebessümle sıyrılmıştı. Bu uzak, ışıltılı tebessüm geceyi ışıktan bir yorgan gibi kaplamıştı. Yılbaşı gecesi dolunayın neredeyse evin içine doğması sanki bir masal ülkesinden alınmış en büyüleyici kesitti.

 

Derken denizin kokusu geldi, dünyanın her bir ucundan farklı kültürlerle farklı heyecanlarla dolu bir koku. Bu kokuda ortak bir şeyler vardı; yeni bir yılın ayışığına benzer ışıltılı umutları. Bir şey daha vardı, koklayarak ele geçirilemeyecek bir paylaşım. Neredeyse denizin bütününü kaplayan ve dünyanın en en en yalnız adamına bile kendini bir şeyin içinde hissettirip, tebessüm ettirecek bir paylaşım.

 

Denizin üzeri yakamozlarla ışıl ışıl olmuştu. Deniz karanlıkları nasıl da hapseder içine; gündüz gözüyle bile derin denizler nasıl da karanlık görünür diplerde. Gecenin karanlığı denizi tümden karanlığa bürüyecekti ama durun bu olamaz mümkün değil. Yakamozlar… Dünyanın bir yerlerinde mutlaka bir denizin üstünde ışıl ışıl parlıyor olacaklar.

 

Bu akşam ben de denizi bu dünyanın en güzel kelimesi olan yakamozların ışıltıları arasında seçiyorum. Ey uzak diyarların iflah olmaz sadık dostu; hep dünyanın etrafında dönen, hep dünyayı karanlığından ışığa çıkaran dost. Nasıl da aydınlattın geceyi; nasıl da serdin denizin üstüne milyonlarca ışıltı saçan yakamozları. Bu bir yılbaşı hediyesi mi acaba….

 

Ben bu yıl tüm sevdiklerime birer yakamoz gönderiyorum. Gönüllerinde sarmalasınlar ve hep ışıklar beklesinler gelecekten diye. Umuda hep yakın olsunlar, kendi içlerinden doğsun yarınların ışıkları ve parıldasınlar birer yakamoz gibi kapkara denizlerin üstünde….

 

Bir yakamoz oldum bu gece ben de elimi tutar mısın, sonsuzluğa uzatabilir miyiz yakamozları…

 

13/12/2007

Benim Canım Amcam

h1

 

 

Benim bir amcam var, Hayati Amcam… Artık bir yıl oldu ölümünün üstünden geçeli ve ben ilk kez onun öldüğünü kabullenmiş olarak ifade edebiliyorum. Evet, öyle bir vücut yoktu artık evrende, benim yaşı ileri ama seke seke yürüyen amcam… Doğayı, sadeliği, bilgiyi ve insanları seven bilge amcam.

 

Aslında 3 amcam var, babamın kardeşi olan; Hayati amcam babamın kardeşi değil. O sadece benim amcam. Bana onu genlerim ya da tesadüfen doğduğum ailem getirmedi, ben yaşarken seçtim ona amca demeyi. Ve sadece Hayati amcam bana ‘inci kızım’ demeyi seçti.

 

Ne çok anlam vardı  bu iki kelimede ‘inci kızım’ biricik, benzeri neredeyse birbirinin aynısı olan binlerce inci varken ama asla o aynı inci olunamayan bir inci.

 

Yüreği öyle genişti ki, neredeyse tüm arkadaşlarımla görüşür, eski işyerlerimde tanıştığı arkadaşlarımı ziyaret eder, bana onlardan haberler getirirdi. Tüm o arkadaşlarımın masalarını rengarenk çiçek fotoğrafları süslerdi. Bunlar amcamın çektiği kendi fotoğraflarıydı ve hayatı paylaşmayı sevdiği gibi, hayatın içinden çıkardıklarını da paylaşmayı severdi.

 

Ondan öyle çok şey öğrendim ki; yaşamını hayata dönüştürerek yaşamıştı ve hep iyilikler çıkarmıştı kendine yaşamdan; paylaşmak için… En sıkıntılı en isyan edeceğim zamanlarımda hep o gelmiştir aklıma. İnsan ileri yaşında bile gerçek insan olabiliyor, bunu başarmak mümkün; bak yakınında bunun gerçek bir örneği var, devam etmelisin. Gönlünü geniş tutmalısın, içine insanları çiçekler gibi almalısın, çiçekler gibi koklamalısın, asla incitmemelisin, değer vermelisin… Ama şunu da asla unutmamalısın sen de bir çiçeksin ‘inci kızım’ .  Ben de kızımı bu nedenle çiçek kızım diye seviyorum kimbilir! 

 

Sevgili eşin Bediha Teyzeyi kaybettikten sonra bir kanadın bükük oldu, bunu da paylaştın. Sevginin verdiği gücü, insanın yüzüne yansıttığı o tebessümü, aile olmanın anlamını ve değer vermeyi sevdiklerine. Yine hiç konuşmadan ve hiç bahsetmeden bu konudan iki ayrı kişi ve tek yürek olmayı nasıl başarabildiğinizi…

 

Benim bir amcam var, her zaman içimden ona ‘canım amcam’ dedim ve sıkı sıkı sarıldım. Ama gerçekte tam olarak canım amcam deyip de şöyle sıkı sıkı sarılamadım boynuna. Ben sevgimi biraz uzaktan yaşamayı biliyordum.

 

Şimdi canım amcam yok artık bu evrende ve onu düşünürken, ona yazarken gözlerimden yaşlar akıyor. İçimde bir inci boşluğu var, kulaklarım inci kelimesine hasret ama olsun; benim bir canım amcam var…

 

26/11/2007

Kendi İçimize Bakmak

h1

 

masal - Diğer Tüm Resimler

 

 

Bir sabah öylece aynada kendimi izlerken buldum kendimi aynada yansıyan görüntümün karşısında. Kendine bakmak hangimizin yapabildiği, fırsat bulabildiği bir şeydir, peki ya kendimizi görmek. Her sabah aynaya bakarız, saçımızı makyajımızı görmek için, kıyafetimiz hoş mu, hah şimdi oldu beğendim kendimi yola düşebilirim artık diyerek. 

 

Ya kendi içimize bakmak; var mıdır buna arzu, var mıdır bunun yolu….

 

Daha genç bir kızken hep aynada gözlerimden içeri dalmak isterdim, bakışlarımdaki anlamı algılamaya çalışırdım, kendi ışığımı yakalamak gözlerimden ve nasıl aktardığımı algılayabilmek… Fark ettim ki en az kendimizi görebiliyoruz yaşamda. Herkesi görüyoruz, herkese yapacak bir yorumumuz var, ekleyecek bir söz, çıkartacak bir davranış. Ya kendimize….

 

Kendine bakmak (kendi içine) kendi varlığını kabul etmektir, yaşadığından emin olmaktır. Ortalama boylardaki fiziksel görüntülerimizin ötesinde, sınırlanamayacak kadar derin anlamlar taşıdığımızı görmek ve kendi çekirdeğimize ulaşabilmek. Ve, oradan bakmak hayata… Yaşam kaynağımızın en ortasında keyifle yayılırken, yaşadığımızı ıspatlamak için çırpınmak yerine; gerçek yaşamın sonsuzluğunda dolaşmak kendi çekirdeğinde….

 

21/11/2007

Nesne Yatırımı

h1

 

 

 

Yağmura şemsiyeyle yakalanmış olmak ne büyük rahatlık ve mutluluk. Şemsiyeye düşen damlaların çıkardığı ahenkli seslere yerdeki sulara basan adımların çıkardığı sesler eşlik eder. Derken bir rüzgar çıkar ve şemsiyeyi alır götürür başından insanın… İşte o an şemsiyenin ardından bakarken; giden şemsiyeyi düşünmemek, takılmamak, ‘yazık oldu’ dememek. Tam aksine ‘teşekkür ederim’ deyip en yakın çöp bidonuna bırakabilmek gönül huzuruyla.

 

Yaşamda hafif olmak gerek, sahip olduklarımıza yapışmadan dokunmak; temas etmek, iletişim kurmak. Yatırımı elimizde tutacağımız şemsiyeye değil de hemen bir başka ucuz ama iş gören şemsiyeyi alabilme gücüne yapmak gerek. Yeri geldiğinde yağmurda ıslanmanın keyfini de çıkarabilmek… Yüzüne düşecek bir yağmur damlasıyla arınabilmek ve yaşamın içinden seçtiğimiz yükleri hafifletebilmek iç dünyamızda…

 

15/11/2007

TÜNEL

h1

 

 

 

Bir tünelin kaç çıkışı vardır?

Peki bir tünelin kaç girişi vardır?

Kaç acil durum çıkışı ya da gizli geçit?

Bir tünele girerken ne düşünürüz; sonuçta çıkış noktasına mı odaklıyız yoksa tünelin içindeki diğer olguları görebilmeye mi?

 

 

Kendi tünelini nasıl tanımlarsın?

Kendi tünelini nasıl yapılandırırsın?

Bir tünelin var mı?

Tünele ihtiyaç var mı?

 

2/11/2007

Evcil olmak

h1

 

Nasıl da evcilleştim zamanla; kimler kimler ne çoktu beni evcilleştirmek için çaba gösterenler ve ne güzeldi evcilleşmek. Ya benim evcilleştirdiklerim acaba onlar da benim gibi algılıyorlar mı, aynı değerde görüyorlar mı evcilleşmelerini.

 

Evcilleşmek ‘ insanlarla bağlar kurmakmış’ ben de zamanla öğrendim. Bu insanların pek de aldırmadığı bir şey olsa da ben aldırıyorum çokca.

 

Beni evcilleştiren dostlarım çok uzakta olsalar da onların gelecekleri zamanları hep biliyorum ve bekliyorum ve bu zamanlar yaklaştığında daha başlıyor mutluluğum. Yüzümde gülücükler ve gönlümde gonca güller, kokular yayarım etrafa saçlarımın arasından ve gözlerimden ışık akar yollara. Beni evcilleştiren dostlarımın ışığını görebilirim ben de dünyanın taa öbür ucunda ve kahkahasını duyabilirim ve içtiği kahvenin kokusunu… Ne sonsuz bir algılama bu kendi içinde, her bir duyum başka bir yolculuğa taşır ve sonsuz yolculuklar yaşatır beni evcilleştirenlere.

 

Benim evcilleştirdiklerim… Avrupa’nın bir ucunda yaşayan en sevdiğim kız arkadaşım telefon açar sabahın köründe ve yarım saat sohbet ederiz. Nasıl da hep birlikte yaşadığımızı anlatırız birbirimize millerce uzaktayken mesafeler… O gün bir bakarım ki ‘kız arkadaşlar günüymüş’ üstünde hiç düşünmeyeceğim bir gün tanımlaması nasıl da büyük bir değer kazanır.

 

Bana evcilleştiğin için teşekkür ederim, beni evcilleştirdiğin için teşekkür ederim…

 

Gözler özleri görmekte kördür ama yürek; insan ancak yüreğiyle bakarsa bir şeyi iyi görür…

 

Yüreğim hep baksın gözlerimden önce ve bana ışık olsun yaşamda. Yüreği bana baksın insanların ve gerçek beni görebilsin, benden de öte olan…

 

29/10/2007

Erimedim yaşasın

h1

 

 

 

Bu akşam yağmur yağıyor giderek hızlanan bir tempoda. Ben yağmurun altında minibüs bekliyorum. Nasıl bir keyif oysa…  Yağmur şiddetlenmeye devam ediyor ve minibüs hala gelmiyordu ama ben biraz daha gülümsüyordum her geçen dakika… Erimedim, erimedim yaşasın… Çiçek açtım, çiçek açtım koklayamazsın…

 

Arabaların içinde nasıl da yabancılaşıyoruz hayatın süregelen gerçeklerine, silecekleri takip edebiliyoruz sanki sadece; ne yol kalıyor ne de ışık….  Istanbul’da dikkatimi çeken bir şey var siz de bakın bakalım aynı şeyleri hissedecek misiniz? 

 

Yağmurlu günlerde trafik sıkışıktır, araçlar yavaş yavaş ilerliyordur. Derken bir yaya karşıya geçmek ister, araç önce üstüne sürer, sonra korna çalar… Çekilsene kardeşim zaten trafik var yolumu kapama. Şimdi ıslanacağım buracıkta arabanın içinde, senin şemsiyen var oysa benim yok. Dat dat çekilin ya habire birisi önüme atlıyor, ıslanacağım şimdi hadi çekilin….

 

Neden araçlar duraklayıp izin vermezler yayaların geçmesine, neden su birikintisine girerken biraz daha yavaşlamazlar. Acaba ben de böyle mi yapıyorum, üstüne mi sürüyorum yayaların yağmurda; ıslanmamak için!?….

 

Oysa yağmurun altında olmak ne hoş… Ben ıslanıyorum kardeşim, sen istediğin kadar kornaya bas, üstüme sür ne olacak ki trafik kapalı, bak yağmur hızlanıyor off sen ne sıkılacaksın şimdi aracın içinde… Ben şemsiyemi de kapayacağım birazdan, rüzgara dayanmıyor kırılabilir, evet şimdi kapadım. Oh be ne güzelmiş yağmurun sesi, üstüme düşen damlalar. Ha bir de şu var ki hiç değişmeyen, ben hala erimedim yağmurda…

 

19/10/2007

Yarım adım öndeyim yaşamda

h1

 

İnsan kendi gerçeğinin peşinden ne zaman koşar, ne zaman durur yaşamında ve şöyle bir bakar, bu benim gerçeğim mi, benim yolum mu diye.

 

Bir gün öylece durdum yaşamımda; o gün her şey durdu birden benimle birlikte. Dün dünde kaldı, bugün benle birlikte duruyordu, yarın mı hiç düşünmedim; henüz gelmedi.

 

O gün kendimi gördüm, kendi gerçeğimi ve bir yol oldum, kendi peşime takıldım. Kolay değildi yola çıkmadan geride kalanlara şöylece bir durun demek. Daha önce aldığın eğitimler, uzun yıllardır çok emek vererek zirvesine tırmandığın kariyerin, bu döngü içerisinde sana yapışan namzetler, ne çok yükler sırtında taşıdığın.

 

Şöylece bir silkelendim, enikonu silkelendim ve o denli hafifledim ki yola çıkarken çok az ve çok değerli şeyler kaldı benimle. Bir okul hayaliydi yılların paslı ağırlığı arkasından, nasıl bir yol bulup da gideceğini bilemeyen bir hayal ve her gün içimde yaşattığım yine içimde büyüttüğüm yıllarca. İşte valizimden bir okul çıktı ve şimdi o yoldayım, okul yolunda.

 

Cahit Sıtkı 35.’i yaşa yolun yarısı demiş ama benim yolumun başlangıcı oldu; ne büyük avantaj değil mi, sıfırdan değil de yarım’dan başlamak. Yarım adım öndeyim yaşamda…

 

Benim güzel kızım Selinim, okuldan döndüğüm ilk gece yolda karşıladı beni. Siteye girince elindeki oyuncak kediyi uzatarak; ‘Annecim, kedimi tutar mısın, dedi.’ Tabi kızım tutarım dedim ve aldım kediyi elinden. Sonra uzattı elini, annecim, çantanı bana verir misin… Tabi kızım veririm … Omzuna asmak istedi ve omzuna yerleştirdim çantamı. Annecim çanta biraz ağır ama olsun, sen de her gün okula giderken benim ağır çantamı taşıyorsun dedi.

 

Durdu zaman orda… Kaldım, baktım güzel kızımın gönlünü görebilmek için; derin derin baktım gözlerine… Nasıl bir anlamdı bu, çantasını taşımak her gün? Oysa benim küçük kızımın her gün hissettiği bu anlamı ben o çantayı taşırken hissedemedim, algılayamadım. Ve şimdi aynı anlamla kızım benim çantamı taşıyordu ve bana yaşamın gizli kalmış değerlerini öğretiyordu. Nasıl bir değerdir bu yaşamda, nasıl coşku dolmaktır  çantanın sapında…

 

 
Hakkımda

 
Bağlantılarım
Template by

Free Blogger Templates