Benim Camim
Çiçek kızım Selin’le bir gün yolda giderken yüksekçe minareleri olan bir cami ilgisini çekti ve aaa anne şato, dedi. İçine girelim mi, kostümler ve tiyatro var mı içinde, diye sordu.
Nasıl bir hayal gücü; daha önce öğrendiği bilgiler içerisinde minareye en benzer şey şato oluyordu ve o çok heyecanlıydı. Şimdi bu içi cafcaflı şato hayalini bozmadan nasıl camiyi en iyi ve en çekici şekilde sunup anlatabilirim kızıma diye düşündüm.
O bir cami dedim, içinde çok güzel rengarenk çiniler var, duvarları resim tabloları gibi. İstediğimiz zaman içine girebiliriz, istediğimz kadar orda kalabiliriz. Bu camileri çok bilgili mimarlar tasarlıyor. Sultanahmet’te bir Mavi Cami’var, Mimar Sinan’ın yaptığı bir cami. Mimar Sinan Osmanlı döneminde yaşamış çok önemli bir sanatçı.
‘Sanatçı mı, ben sanatçıları çok severim’ dedi. Kostüm de giyiyor mu, orda atlar var mı, biz de gidince kostüm giyecek miyiz? Hemen gidelim anne, dedi.
Eski zamanda atlar vardı, herkes atla dolaşırdı, padişahlar kostüm giyerdi ve herkesin değişik giysileri vardı ama şimdi yok canım… Biz oraya gidip dua edeceğiz. Sen neyin olmasını istiyorsan onun için dua edeceksin ve gerçekleşecek.
Tamam anne kedi köpek istediğimi söyleyeceğim.
Bu konuşmanın üstünden birkaç hafta geçti ve evimizin yakınlarında küçücük ama minaresi mavi olan camiyi her gördüğünde işte anne ben o mavi camiye gitmek istiyorum dedi.
Bir gün yine Altunizade’de bir cami gördü ve artık beklemeyeceğim bu camiye gidelim dedi ancak park etme olanağımız yoktu ve kendi mahallemizdeki camiye gidelim dedim.
Kıyafetim cami için ne kadar uygundu bilmiyorum, pantolon tişort, hafif bir göğüs dekoltesi ve yanımda eşarp da yok ama yapacak bir şey yok şansımızı deneyeceğiz.
Cami kapısında oturan yaşlı amcalar vardı ve selam verip kızıma camiyi göstermek istediğimi ve camiyi gezip gezemeyeceğimizi sordum; buyurun girin dediler. İçeri girdik daha girer girmez Selin bayıldı ama burası henüz koridordu ve iki yanda iki ayrı bölüm daha vardı. Ancak esas namaz bölümü kapalıydı.
Dışarı çıktık, içeriyi açıp açamayacaklarını sordum. Amcalar, imam yok namaz vakti gelir dediler ama siz bekleyemezsiniz o kadar bir dakika ben bakayım dedi ve ortadan kayboldu biri.
5 dakika sonra imam gelmişti ve ben biraz çekinerek başörtüm de yok yanımda dedim. Önemli değil siz buyurun dedi. Kapıyı açtı.
Mahallemde ne güzel bir cami varmış. O mavi seramikler muhteşemdi, tavanlar, kocaman avize…. Selin, anne’cim burası çok güzel bir yer dedi. Ben şimdi dua edebilir miyim?
Evet dedim ve oturduk beraber. Allah’tan kedi ve köpek istedi ve onları bakmasına izin vereceğimiz tek ortam olan bahçeli bir ev… Sonra yine anlamsız kelimelerle bir süre daha dua etti. Üst kata çıktık, her yere baktık. Burada biraz koşup oynamak istiyorum anne burası çok güzel dedi. Olur kızım dedim. Yarım saat boyunca koşturdu ve inanılmaz mutlu oldu. Dinimiz ile ilk tanışması oldukça keyifli geçti ve hep olmasını istediğim bir başlangıçtı bu.
En yakın arkadaşım bir Almanla evli ve şu anda ilkokulda olan çocuklarına her iki dini de öğretiyorlar ve kendi seçimine bırakacaklar sonrasında. Bir gün sohbet ederken, o kadar üzülüyorum ki, Hıristiyanlıkta dini o kadar güzel, o kadar sevdirerek anlatıyorlar, din derslerinde resim çizip masal anlatıyorlar ve bu öğrendiklerini hiç unutmayacak. Tüm bunların yanında kendi dinimizi sevdirecek, bir çocuğun içine girmek istediği bir dünya haline nasıl sokup da öğreteceğimi bilmiyorum. Çünkü ben hep günahlar ve yasaklar kısmını biliyorum. Keşke benim de anlatacak güzel şeylerim olabilseydi dedi.
Aslında o kadar güzelliklerle dolu olan dinimiz, bize o kadar eksik ve tersten öğretiliyor ki. Günah işlersen cehenneme gidersin. Halbuki oraya gelene kadar, iyi insan olmak, dinimizdeki paylaşımlar, insana verilen değer, bunları hiç konuşamaz olduk. Sanki Allah bizden sadece ibadet etmemizi beklermiş gibi. Oysa onun bu ibadetlere hiç ihtiyacı yok. Hepsi bizim birer iyi insan olmamız için gösterilen güzel yollar…
Ama kaç kişi dinimizi bu şekilde algılıyor acaba?




Konu: iyi kalpli kız
Dinle tanışmak için ne güzel bir başlangıç yapmış Selin!....Çocukluğumda okuduğum bir çocuk romanı (adı İyi Kalpli Kız idi sanırım) annesinin kızını iyi bir insan olarak yetiştirmek, ona Tanrı'yı öğretmek için neler yaptığını anlatarak başlıyordu. Bir sabah güneş doğarken uyandırmak ve ona bu güzelliği yaratanın Allah olduğunu söylemek gibi....Yazınız bana bu anneyi hatırlattı :) Benim dinle tanışmam ise sanırım televizyon karşısında başlamıştı. Kandil gecesi televizyonda Kur'an okunurken kardeşimle bana elimizi açmamız söylenmiş ve başımıza bir de eşarp bağlanmıştı, o zaman bir sürü soru sormuştum "Allah nerede?" gibilerinden....ve tabi niye her zaman Türkçe yayın yapan televizyonda Arapça dua okunduğuna ve niye başımı örtmem gerektiğine anlam veremeden....Dinle ilişkiyi nereden kurmalı? Bir kaç gün önce TRT2'de çok güzel bir programa rastladım, o zaman düşündüm ben de bunu. "Düşünce İklimi" diye bir programda Şükür'den bahsediyordu bir kaç akademisyen...Yaradan'a varolmanın şükrü nasıl yapılır? İnsandan insana teşekkürü bilmekle Yaradan'a şükretme arasındaki ilişki...öyle değişik şeylerden bahsedildi ki, Arapça laflar etmeden, cennetten-cehennemden değil insanlıktan bahsederek...Sonra baktım, porgramı hazırlayanlar İlahiyatçılar değil, felsefe profesörleri....Belki de felsefe yoluyla kurmalı dinle ilişkiyi diye düşündüm o zaman..
Bağlantı »
Konu: Taşların Dili...
Merhaba,
duymuş ve söylemişsiniz, bir de taşların dili yok diyorlar.
İlk okuduğum bu yazınızdan doğru yere davet edilmekten,
memnun oldum.
diliyorum yazışırız...
Murat Kayali
****
Hoşgeldiniz.
Ben de keyif aldım çok sayfanızda dolaşırken.
Karşılıklı yazışmak benim için de keyif olacaktır...
Meral+
Düzenleyen benmeral gün: 23/9/2007 saat: 20:36
Bağlantı »
Konu: Merhaba....
Ziyaretiniz için Çok teşekkürler .....Yazınız siteniz çok güzel Sevgiyle kalınız...
Bağlantı »
Konu: selam.
güzel bir konu,bize anlatılmış olanın dinin özü değil,insanların yıllardır süren değişmiş gelenekleri olduğunu düşünüyorum.Sadece dilenmeye dayanan,korkutmaya dayanan.Hep olumsuzlukların anlatıldığı,cehennem ateşinin nasıl büyük olduğu hep anlatılır da,cennet saklanır nedense.
Tıpkı şeye benziyor bu,hani biri size bir zarar verir de saldırır elinizden geleni ardınıza komazsınınz ama iyiliğin karşılığını vermekte zorlanırsınız.Bence bunların biribirleri ile çok yakından ilişkileri var.
İsterse cehennemde ,cenneti gösterebilir insan.
Sizin yaptığınız gibi.
******************************************
Hal böyle olunca da resim asmak günah diyen arkadaşımın Atatürk resminin üzerine Kabe resmini asması karşısında çenemi tutamıyorum elbet...
sevgilerimle..
Bağlantı »
Konu: merhaba
bizim dinimizde de çocuklara anlatılacak çok şeyler var
en başta anne baba sevgisinden başlayabiliriz mesala
ama nedense bizim ülkemizde tam tersine herşey
yasaklanmaya çalışıyor
buda dinimizin kapalı kutu gibi görünmesine neden oluyor
avrupada din konusunda çok tutucular
hatta fransada okullar kiliseye bağlı din eğitimi ilk sınıfta başlıyor
Bağlantı »
Konu: Merhaba
Kızınızla güzel bir gün paylaşmışsınız. Nerede, ne şekilde değil, neyi paylaştığınız önemli bence. Kızınıza vakit ayırabilmeniz gerçekten çok hoş. Artık çoğu anne zamansızlıktan şikayetçi.
Sultanahmet eşsiz bir anıt eserdir. Ama bir düzeltme yapmadan edemeyeceğim. Çünkü blogunuzu okuyanların aklında böyle hatalı bir bilginin kalmasını asla istemem. Mavi Camii olarak anılan cami, Sutanahmet Camii'dir. Caminin içindeki mavi ağırlıklı çinilerden dolayı Avrupalı sanat tarihçiler tarafından bu isim verilmiştir. Mimarı ise Sinan değil, Sedefkâr Mehmet Ağa'dır. Sedefkâr Mehmet Ağa, Sinan ekolünden yetişmiştir ama Sinan'dan sonradır. Süleymaniye Sinan'ındır. Bunu ukalalık olarak almayın lütfen. Söylemeden gidemezdim.
Görüşmek üzere...
****
Merhaba,
Paylaşımın ve verdiğin bilgi için teşekkür ederim.
Evet Mehmet Ağa hocası Mimar sinan'ın daha önce denediği bir planı burada daha büyük bir şeklide uygulamıştır. Ben Mimar Sinan'ı seçtim ona anlatmak için çünkü bu ismi unutmayacaktır ve Cami dedince de bağ kurması ve özdeşim yapması...
Mimar Sinan'ın erişilmez bir sanat ve ustalık tınısı var, öğrencilerinin işkeriyle de yansıyor bize...
Sevgiyle,
Meral+
Düzenleyen benmeral gün: 22/9/2007 saat: 20:19
Bağlantı »
Konu: ...
Senai Demirci 'nin bu yazısı tamda buraya uygun diye düşündüm
SEVMEYİ BİLMEYENE BİLMEYİ SEVMEK NE Kİ ?
"Sevmeyi bilmeyene bilmeyi sevmek ne ki?" diye soruyor İskender Pala.* Ne kadar haklı! Ormanın nerede olduğu bildiğin halde, ormana yürüyecek heyecanın yoksa, vurdumduymazlığın kor ateşlerinde bütün ormanları yakmışsın demektir. Çiçeklerin taç yapraklarını sayıp sayıp da, bir çiçek yüzünü yüzündeki sevince katıştıramayacağın bir sevdiğin yoksa, çiçek çiçek aşkları doğramışsın, nice demektir. Bülbüller gül yapraklarının kızıllığının kromotografik analizini yapmazlar, yapamazlar. Seslerini güllerin yaprağına doladıkça, sabahı da, gülü de, kendilerini de yeniden kıymetlendiren ve eşsiz bir değere eriştiren bir simya ustası oluverirler. Severler, sevmesini bilirler.
Bilgi yarışması değildir yaşamak; sevgi yoğrulmasıdır. Bilmek, sadece saymadır, sadece ölçmedir, sadece tartmadır. Bakırcılar meselâ... Bakırı sadece tartarlar. Onlar için bakır sadece kalıbıyla vardır. Bakışları bakırın kalbine değmez. Bakırın yüzüne kazınmış onbin yıllık mühür onları ilgilendirmez. Oysa, antikacı bakırın kalıbına değil kalbine bakar. Kalbiyle tartar onu. Antikacı ile bakır fısıldaşırlar birbirlerine. Aralarında hiçbir ölçüye gelmeyen, hiçbir terazi kefesine sığmayan, hiçbir sayıyla hesaplanamayan bir bağ kurulur. Toprağını üzerinden atmış bakır ilk defa konuşur. Bin yılların suskunluğunu/beklemişliğini antikacının heyecanla inip çıkan göğsünde çağıltılı bir nutka dönüştürür. Yüreği kıpır kıpır atar gibidir kıymetinin bilindiği avuçlarda. Bundan böyle kapladığı yer kadar değildir O bakırın hacmi. Bağlı olduğu zamanların habercisi olduğu için önemlidir. Sanatkârına bizi bağladığı için eşsizdir.
Sevmek bağlanmak demektir. Aşık olmak, sarmaş dolaş olmak demeye gelir. Bak ki; aşk bile sarmaşıktan ödünç almıştır anlamını. Sarmaşık döner, dolanır, kıvranır, ama hep bağlıdır, her daim sarıp sarmalar, bağlanır..
Diyeceğim o ki...
Dinin bilgisi, seni Allaha bağlamayabilir. Hatta aşırı bilgi zorlaması hazır bağlarını çözebilir bile... Allahın bir olduğunu bilmen ve bildiğini bildirmen, O nun katında biricik olduğunu hissetmenin garantisi değildir. Sözgelimi, otuziki farzı eksiksiz yazabilsen sınav kâğıdına;dinci seni başarılı sayacaktır. Örneğin, Aşağıdakilerden hangisi Hz. Muhammed;in katıldığı savaşlardan değildir?; sorusunun doğru seçeneğini kalbinden vursan kurşun kaleminle, sana puan verilecek...
Sadece bilmeni ölçüyor sınavlar. Bilmeyi sevmeni umuyorlar sınav koçları. Sevmesen de bilmeni istiyorlar. Sevmeye sevmeye bilmeni bile alkışlıyorlar. Seni hiç yokken sevip, özene bezene var eden Yaradanını, ışığı yüzüne dokunmayan, sıcağı tenine dokunmayan uzak bir yıldız gibi tarif ediyor kimi vaazlar. Sana şah damarından bile yakın olduğunu fısıldayan Rabbin ile sıcacık ve içten bir bağ kurmaya ayarlı değil din bilgisi kitapları. Seni hiçlikten çıkarıp gözdesi eyleyen, kendi kutlu ve müşfik sözüne muhatap eden Rabbini sözel kalabalıklar arasında kuru bir bilgi olarak sunuyorlar sana. Bilmeni istiyorlar sadece... Saymanı, yazmanı, işaretlemeni... Kılına zarar gelmesin diye üzerine tir tir titreyen ;ana yürekli Peygamberin ;ne hikmetse- çoğu kez savaşlarını saydırıyorlar sana. Sarmaş dolaş olamıyorsun O nunla da.. Sınav kaygısıyla terlemiş ellerini O nun ellerinin serinliğine bırakacak o bağlılığı hissetmene fırsat verilmiyor gibi.. İbadetleri de sanki Allah a ;sus payı vermek diye bellemişsindir Allah bilir. Tamam, tamam; namaz kılacağım Allahım, cehenneme atma yeter ki.... Bak, oruç da tutuyorum; kızmayasın sakın! der gibi içinin içi. Sana o güzel yüzü veren, sana o eşsiz gözleri bağışlayan Rabbin, sana niye sevemediğin ibadetleri, niye zoraki yapacağın meşguliyetleri emrediyor olsun ki? Yüzünü güzel eyleyenin dini de güzel değil midir?
Rabbini bilmek, seni O'nu sevmeye vardırmıyorsa, nasıl bilmek bu? Peygamberinin hayatının detaylarını bilmekle, sevildiğini, sevdiğini, sevindirildiğini hissedemiyorsan, nice bilmektir bu?
(*) Ben olsam, bu sözün içinde geçtiği Kırk Güzeller Çeşmesi [Kapı Yayınları] kitabını hemen aramaya başlar, bulmuşsam da yeni/den okurdum
EYVALLAH...
***
Payşalımın için teşekkür ederim. Ne güzel örtüştü iki yazı...
Meral+
Düzenleyen benmeral gün: 22/9/2007 saat: 13:24
Bağlantı »
Konu: ...pencerem
merhabalar
çok güzel ve çok doğru yerlere çekilmiş bir yazı...
selin şanslı,yasaklar ve günahlar,cehennem ateşleri duymamış:)
bana kalırsa
ibadetler;yapmamız gereken-ve yaptıkça huzur memleketine uzanan bir köprü vazifesi gören davranışlar,şekli şemali nasıl yapmak istediğin senin tercihin...
yozlaştırılan pek çok değerimiz gibi,dinimizin en güzel yanlarından olan hoşgörüyü ve yardımseverliği de unutmak üzreyiz...sizin gibi bilinçli annelerin çabası belkiummanda bir damla da olsa fayda sağlayacakdır...
seline ve size mutlu huzurlu günler dilerim;gönlünüzce olsun herşey.
***
Koca bir denizde damla olzbilmek güzel şey... Hepimize daha insanca ve sevgi dolu bir ömüz dilerim. Sevgiyle,
Meral+
Düzenleyen benmeral gün: 22/9/2007 saat: 12:05
Bağlantı »
Konu: :)
Benim inancima gore artik yeni cocuklar baska bir dusunce yapisina sahip (indigo ve ya kristal) ve onlar zaten sevgiyi bilerek geliyorlar.Sadece tekrar hatirlamalari gerekiyor.
Ne sansliyiz ki bizim kulturumuz de Mevlana var ve inanci onun hosgorusu ile aciklamak en keyiflisi:)
Kizinizi kocaman opuyorum:)
*****
Selin de size bir öpücük gönderdi. Bu yıl Mevalana yılı ve ülkemizde ne kadar az gündemde. Oysa bu yıl tüm çocukların bu etkinlik dahilinde Mevlana ile tanışmış olması gerekirdi. Hoşgörüyü Mevalana'dan daha iyi ifade edebilen biri olabilir mi acaba? Sevgiyle,
Meral+
Düzenleyen benmeral gün: 22/9/2007 saat: 12:04
Bağlantı »
Konu: Merhaba
Son zamanlarda okudum en güzel sevgi hikayesi. Insanlik hangi zaman diliminde dinin ozunu sevgi temelinden cikarip iktidar, hirs, yasaklar ve korkular bütünü haline soktu? Bir cocugum olsaydi aynen boyle bir baslangic yapmak isterdim.
*****
Dinlerin var oluşundan beri sanırım bu çok güçlü alanı, iktidar konusu yapmak isteyenler hep oldu. Hep de başardılar, sömürdüler sadece inanmayı seçen insanları... Keşke bilerek ve özümseyerek inanabilsek...
Sevgiyle,
Meral+
Düzenleyen benmeral gün: 22/9/2007 saat: 12:02
Bağlantı »
Konu: martı
ilk fırsatta ezgi ile bizde deneyelim...
ayrıntıları yakalamada üzerine yok meral..
***
Ezgi'ye sevgiler ve öpücükler benden...
Hele de baba kız paylaşımlar ne hoştur...
Meral+
Düzenleyen benmeral gün: 22/9/2007 saat: 11:59
Bağlantı »
Konu: ....
minerede sabah ezanını okuyan imamın yanına konan martıların birer çocuk olduğunu düşünürdüm bide annemin bi lafı hep kulaklarımda çınlardı."narı dökmeden yiyen cennete gider"
bu yüzden kardeşimle evimize ne vakit nar alınsa dökmeden yemeye cabalardık,ben iki kere cennete gittimdi kardeşim hala bunu beceremedi.
ninem namaz kılarken önünden geçen torununu söyle korkuturdu "iki kere cehennemlik oldun"
hepsi hala aklımda gördüğün gibi yıllar sonra ilk şiir kitabımın adıda umut nar renginde oldu...tesadüf..
geçenlerde bir davette nurcularla bi sohbette dini konuşuk.onlara farabiden bahsedince yüzlerinin rengi kaçtı.galiba din düşündüğümüz kadar masum değil artık,herkes bi parça kendi tarafına uydurmuş onu..
kızına iyi bak sevgiyle atesinsesi
*****
Ne güzel paylaştın sen de kendi gerçeğini kısacık cümlelerle. Hepimiz benzeri şeyler hatırlıyoruz çocukluğumuzdan sanırım.
Şimdi öğretilmeye çalışılanlar çok daha karanlık; din gerçekten nerede?
Sevgiyle kal,
Meral+
Düzenleyen benmeral gün: 22/9/2007 saat: 11:58
Bağlantı »
Konu: Korku
Korkuya dayalı bir inanç güdük kalır...
Sevgi ile beslemeli inancı...
*****
Sevginin olmadığı alanlar, ne kadar boş ve ne kadar suni...
Meral+
Düzenleyen benmeral gün: 22/9/2007 saat: 11:56
Bağlantı »
Konu: ***
malesef dinimiz o kadar güzel olmasına rağmen bizler öğrenirken yasaklarla başlayıp korku ile öğreniyoruz. Halbuki insana saygı islamda ön planda, eşitlik ön planda, bizler buralardan başlayarak öğretmeliyiz dinimizi ki gerçek islamı yaşasın çocuklar.çocuklar 7-8 yaşlarında mutlaka gezmeli camilerimizi. yine 7-8 yaşlarında bir muhtaca yardım etmeli ve yardım etme duygusunu yaşamalı. İşlediğiniz konu için sizi kutluyor ve iyi günler diliyorum
Bağlantı »
Konu: kandim için
merhaba meral..
sitemi ziyaretin ve yazdığın yorum için teşekkür ederim.
inan yorumundan çok etkilendim. hatta aldığım hiç bir yorum beni bukadar etkilemedi beni. inan abartmıyorum. kendim dahi vazgeçmek için uğraşırken.. neyseee.. düşünürken yada ona bakarken o bilmesede o BİR AN da olsa
imkansız değil benim oluyor. teşekkür ederim.
türkan...
Sevgili Türkan,
Bir AN için bile yüzünde bir gülümseme oluşmasına vesile olduysam ne mutlu.
Hayattan hep kendimiz için lan mutlulukları çıkarabiliriz hep umarım.
Sevgiyle,
Meral+
Düzenleyen benmeral gün: 22/9/2007 saat: 11:55
Bağlantı »
Konu: günaydın:)
Selin in bu tur içinde ki şaşkın bakışlarını ve her türlü halini görür gibi oldum Meral:)
ne çok detay kalmıştır aklında kimbilir
Serra ya anlatır belki bi ara:)
Sevgiyle canım.
****
Anlatır mutlaka, nasıl anlatır onu ben de merak ettim.
kulak misafiri olalım mı ne dersin?
Sevgiyle,
Düzenleyen benmeral gün: 22/9/2007 saat: 11:54
Bağlantı »